Carbonmade

ya bunun böyle olmaması gerekirdi.

ben kendime içten içe böyle güvenirken…

bazı şeyler götümde patlamaktan vazgeçebilir mi?

çünkü artık tahammülüm kalmadı.

birilerine çok fena patlayabilr ya da -eskisi gibi- sinir komalarına girip günlerce sallanıp ağlayabilirim.

tekrar bunları yaşamak istemiyorum lakin fazlasıyla tembelim.

ayrıca öküzün biri kalbimi fazlasıyla kırdı.gerçekten kalbi kırılmaması gereken pek cici bici bir kızım.

çok mutsuzum.

tarif edilemez bir umutsuzluk, çaresizlik, bıkmışlık, boğazda kalın gemi halatlarıyla düğümlenmiş koca bir ağlama hissi.

halatlar sürtüne sürtüne boğazımı deşti.gülümserken hemen gözlerimi kaçırıyorum ki sarılarak ağlamayayım…

kısık nefesler alıyorum, kısa kısa.bir uzun nefes alabilsem…

teselliler boş.

hem mutsuz oldum hem mutsuz ettim. her zamanki gibi lanetliyim.

lanetli olmaktan nefret ediyorum

rüyalarım hep miyazaki filmleri tadındadır.kara büyücüler, cadı kazanları, silüetler, domuz canavarlar, falezler, dalgalar, mezarlıklar…o gotik havamı bir türlü atamadım üstümden.çocukluğumdan beri gördüğüm harikulade bir rüyam var, size anlatmak istiyorum.

başı ve sonu pek net değil aslında.bölüm bölüm hatırlıyorum her seferinde.belki de hep hatırladığım bölümleri görüyorum, başı ve sonu olmayan bir rüya olabilir.

ben bir köşkün bahçesinde oynuyorum kocaman taş bir köşk, robert kolejini andıran bir havası var.eski tahta pencereler, taşların üstünü saran koyu yeşil sarmaşıklar, addams ailesinin evi olması kuvvetle muhtemel bir köşk.oynamıyorum da bahçede duruyorum.sonra domuz bir adam geliyor yanıma ve: “geliyorlar kaçmamız lazım” diyor.”tamam” diyorum ve o adamın domuz ailesiyle küçük bir arabaya biniyoruz.yoldayız.yol bir yükseliyor bir alçalıyor.inanılmaz bir trafik var.her yerde domuzlar var.birilerinden kaçmaya çalışıyorlar.bu sırada trafiğe takılıyoruz, ağlayan, umutsuzluk ve korku içinde domuz gözlerini bana diken domuzlara bakmamaya çalışıyorum.hava kararıyor.yolun kenarında gökdelenler var.(oysa yol sahil kasabası yolu gibi)gökdelenler eğilmeye başlıyorlar.matrix’te bükülen ama aslında var olmayan kaşıklar gibi bükülüyorlar.demir, pas ve gıcırtı sesleri içinde kırmızı siyah karışımı gökyüzünde korku içindeki domuzlarla bir şeyden kaçıyorum.

sonra uyanıyorum.

bu kadar.

anlatayım istedim.

bir şeyleri değiştirebilmek için çok az zamanım kaldı.kendime güvenim sıfır.istediğimin gerçekleşmesi ve bunun sonucunda mutlu olabilme ihtimalim milyonda bir falan.kendime güvenmezken başkalarının bana güvenmesini beklemek çok komik sanırım.(burada haluk levent devreye giriyor ve ekliyor: aynalardan kaçarken özlenmeyi beklemek; ne kadar acı, ne kadar komik ve ne kadar bana ait değil mi?)
dedemi dinlemeliydim.
“zehir en pratik ölüm yoludur ve her zaman işe yarar sarı papatyam.padişahların kalp krizi geçirdiği söylemi safsata; hepsi o koca yüzüklerindeki zehri içerler.sen de çantandan zehri eksik etme.lazım olabilir.” -dedem
-merhaba bay öl-üm. (lapacı bu bay öl-üm değil, bu bay ölüm.)

bir şeyleri değiştirebilmek için çok az zamanım kaldı.kendime güvenim sıfır.istediğimin gerçekleşmesi ve bunun sonucunda mutlu olabilme ihtimalim milyonda bir falan.kendime güvenmezken başkalarının bana güvenmesini beklemek çok komik sanırım.(burada haluk levent devreye giriyor ve ekliyor: aynalardan kaçarken özlenmeyi beklemek; ne kadar acı, ne kadar komik ve ne kadar bana ait değil mi?)

dedemi dinlemeliydim.

“zehir en pratik ölüm yoludur ve her zaman işe yarar sarı papatyam.padişahların kalp krizi geçirdiği söylemi safsata; hepsi o koca yüzüklerindeki zehri içerler.sen de çantandan zehri eksik etme.lazım olabilir.” -dedem

-merhaba bay öl-üm. (lapacı bu bay öl-üm değil, bu bay ölüm.)

(Kaynak: aaforever666, c0untessbathory gönderdi)

I want you to tell me about every person you’ve ever been in love with. Tell me why you loved them, then tell me why they loved you. Tell me about a day in your life you didn’t think you’d live through. Tell me what the word “home” means to you and tell me in a way that I’ll know your mothers name just by the way you describe your bed room when you were 8. See, I wanna know the first time you felt the weight of hate and if that day still trembles beneath your bones. Do you prefer to play in puddles of rain or bounce in the bellies of snow? And if you were to build a snowman, would you rip two branches from a tree to build your snowman arms? Or would you leave the snowman armless for the sake of being harmless to the tree? And if you would, would you notice how that tree weeps for you because your snowman has no arms to hug you every time you kiss him on the cheek? Do you kiss your friends on the cheek? Do you sleep beside them when they’re sad, even if it makes your lover mad? Do you think that anger is a sincere emotion or just the timid motion of a fragile heart trying to beat away its pain? See, I wanna know what you think of your first name. And if you often lie awake at night and imagine your mothers joy when she spoke it for the very first time. I want you tell me all the ways you’ve been unkind. Tell me all the ways you’ve been cruel. Tell me—knowing I often picture Gandhi at ten years old beating up little boys at school. If you were walking by a chemical plant, where smoke stacks were filling the sky with dark, black clouds, would you holler, “Poison! Poison! Poison!” really loud or would whisper, “That cloud looks like a fish, and that cloud looks like a fairy”? Do you believe that Mary was really a virgin? Do you believe that Moses really parted the sea? And if you don’t believe in miracles, tell me, how would you explain the miracle of my life to me? See, I wanna know if you believe in any god, or if you believe in many gods. Or better yet, what gods believe in you. And for all the times you’ve knelt before the temple of yourself, have the prayers you’ve asked come true? And if they didn’t did you feel denied? And if you felt denied, denied by who[m]? I wanna know what you see when you look in the mirror on a day you’re feeling good. I wanna know what you see in the mirror on a day a day you’re feeling bad. I wanna know the first person who ever taught you your beauty could ever be reflected on a lousy piece of glass. If you ever reach enlightenment, will you remember how to laugh? Have you ever been a song? Would you think less of me if I told you I have lived my entire life a little off key and I’m not nearly as smart as my poetry I just plagiarized the thoughts of the people around me who have learned the wisdom of silence. Do you believe that concrete perpetuates violence? And if you do I want you to tell me of a meadow where my skateboard will soar. See, I wanna know more than what you do for a living. I wanna know how much of your life you spend just giving. And if you love yourself enough to also receive sometimes. I wanna know if you bleed sometimes through other people’s wounds. And if you dream sometimes that this life is just a balloon that if you wanted to you could pop—but you never would because you’d never want it to stop. If a tree fell in the forest, and you were the only one there to hear it, if its fall to the ground didn’t make a sound, would you panic in fear that you didn’t exist or would you bask in the bliss of your nothingness? And lastly, let me ask you this: if you and I went for a walk, and the entire walk we didn’t talk, do you think eventually we’d kiss? No way. That’s askin’ too much—after all, this is only our first date

andrea gibson